2008 yılının ilk yarısında, uluslararası piyasalarda demir çelik fiyatları hızlı bir artış gösterdi. Sözkonusu fiyat artışında, global talebe bağlı olarak, üretimde yaşanan artış sonrasında, girdi fiyatlarındaki olağanüstü yükselişler etkili oldu. Girdi piyasalarındaki arz sıkışıklığının ilk yansımaları, spot demir cevheri fiyatlarında görüldü. 2007 yılında demir cevherinin spot piyasa fiyatlarında gözlenen keskin artışlar, piyasadaki arz talep dengesizliğinin yanında, 2008 yılında imzalanacak kontrat fiyatlarının, yüksek oranda artış göstereceğinin de sinyallerini verdi.
Yoğun müzakereler sonrasında, dünyanın en büyük demir cevheri üreticisi, Brezilya’da yerleşik Vale, 2008 yılı başlarında % 20’ler civarında kalacağı tahmin edilen demir cevheri yıllık kontrat fiyatlarındaki artış oranını % 75 seviyesine çekmeyi başardı. Ancak özellikle son birkaç yıldan bu yana, Avustralya-Çin güzergahında geçerli navlun maliyetlerinin, Brezilya-Çin güzergahına kıyasla, çok daha düşük seviyelerde bulunması nedeniyle, Asya bölgesine ihraç ettiği demir cevherinin, Vale üretimi cevhere göre, çok daha ucuz kaldığını savunarak, fiyatlara navlun primi dahil etmeye çalışan Avustralya’da yerleşik demir cevheri üreticileri BHP Billiton ile Rio Tinto, 2008 yılı kontratlarında ilk kez, bu isteklerini müşterilerine kabul ettirerek, fiyatlarını ortalama % 86 oranında arttırdı. Bunların yanında, BHP Billiton ile Rio Tinto, Avrupalı çelik üreticileri ile Asya’daki müşterilerinden daha düşük oranlarda, Vale’nin anlaşmasına paralel bir fiyat artışında uzlaşma sağlaması, aynı üreticilerin ilk kez yıllık kontratlarda farklı piyasalar için farklı fiyatlar uygulamasına gittiğini ortaya koydu.
Aslında, sözkonusu gelişmeler, demir cevheri fiyatlandırma sisteminin bir anlamda delinmesi anlamı taşıyordu. Böylece onlarca yıldan bu yana devam eden yıllık referans görüşmeleri sonucunda imzalanan kontratlarda, tek tip fiyat uygulama sistemi de sona ermiş oldu. Kuşkusuz, Avustralyalı cevher üreticileri BHP ile Rio’nun, Vale’nin elde ettiğinden daha yüksek bir seviyede fiyat artışını müşterilerine kabul ettirmelerinde, uluslararası piyasalardaki arz sıkışıklığının da önemli bir etkisi oldu. Böylece, 2004 yılına kadar nispeten yatay bir seyir izleyen demir cevheri fiyatları, ağırlıklı bir şekilde entegre tesislerde üretim yapan Çin’in üretimindeki hızlı artışın da tesiri ile, 2004 yılından sonra hızla yükselmeye başladı. Öyle ki, 2000-2004 döneminde yalnızca % 32 oranında artış gösteren yıllık demir cevheri kontrat fiyatları, 2004-2008 döneminde % 269 gibi olağanüstü bir seviyede yükseldi.
Son yıllarda, demir cevheri piyasalarında arz sıkışıklığı ve dolayısıyla yüksek oranlı fiyat artışlarının yaşanmasında, üretim ve talep artışının yanında, dünya demir cevheri piyasasının konsolide yapısının da etkisi oldu. Mevcut durum itibariyle, dünyanın en büyük 3 demir cevheri üreticisi olan Vale, Rio Tinto ve BHP Billiton, dünya denizaşırı demir cevheri ticaretinin % 75’ini ellerinde bulunduruyor. Ancak, 2007 yılının ilk yarısında, sözkonusu 3 firmadan BHP’nin Rio Tinto’ya satın alma teklifi götürmesi ve böylece iki firmanın dünya denizaşırı cevher piyasalarının % 75’ini kontrol altına alması ihtimali demir çelik sektöründe rahatsızlık yarattı.
Dünya çelik endüstrisinin bu birleşmeye karşı çıkmasında aşağıda özetlediğimiz gerekçeler dikkat çekiyor:
- Sözkonusu birleşme, arz açısından düopol bir yapı oluşmasına neden olacak ve bu durum, denizaşırı demir cevheri piyasalarında etkin rekabetin sınırlanmasına yol açacaktır.
- Dünya denizaşırı demir cevheri piyasası zaten son derece konsantre bir yapıdadır. Sektöre giriş büyük yatırımlar gerektirmektedir.
- Vale, BHP Billiton ve Rio Tinto, diğer küçük ölçekli madenciler karşısında önemli avantajlara sahiptir.
- Cevher piyasası, uzun vadeli kontratlar ve yıllık fiyat görüşmeleri ile şekillenmektedir. Sözkonusu birleşmenin rekabet açısından yaratacağı etkilerin doğru bir şekilde değerlendirilmesinde, fiyat belirleme mekanizması önemli bir unsur niteliği taşımaktadır.
- Son yıllarda, demir cevheri fiyatlarında ortaya çıkan yüksek oranlı artışlar, ağırlıklı bir şekilde, son derece sınırlı seviyede rekabetin bulunmasından kaynaklanan “arz sıkışıklığı” ile açıklanabilmektedir.
- Denizaşırı demir cevheri talebi, fiyatlara bağlı olarak şekillenmediğinden, cevher üreticilerinin kâr marjları artmaya devam etmektedir. Marjlar, firmalara göre değişiklik göstermek üzere, satışların % 30-60’ı aralığında seyretmektedir. Cevher piyasasında yaşanacak daha fazla konsolidasyon fiyat artış hızını arttıracaktır.
- Demir cevherine alternatif hammaddelerin bulunmaması ve pek çok bölgedeki çelik üreticilerinin denizaşırı demir cevheri tedariğinden başka bir alternatifinin olmaması hususu da, demir cevheri talebinin fiyatlara göre şekillenmediği hususunu kanıtlamaktadır.
- Dünya çelik endüstrisi, birleşme sonrasında, BHP ile Vale’nin kapasite arttırımı konusunda anlaşma yoluna gitmelerinden ve bu durumun, sürekli fiyat artışları ile sonuçlanmasından endişe duymaktadır.
- Cevher fiyatlarındaki yüksek oranlı artışlar, Çin, Rusya ve Ukrayna gibi yerli demir cevheri kullanan çelik üreticileri karşısında, ithal demir cevherine bağımlı üretim yapan üreticilerin rekabet etmesini zorlaştırmaktadır. Diğer taraftan da, BHP Billiton, Rio Tinto’ya yapmış olduğu satınalma teklifinin kabul edilmesi için Hükümet kurumlarına yoğun baskılarını sürdürüyor. Rekabet gücünü koruyabilmek için Rio’ya yapmış olduğu satınalma teklifine onay verilmesi gerektiği, aksi taktirde, Kanada’da olduğu gibi, Avustralya’da da maden firmalarının yavaş yavaş yabancıların kontrolüne geçeceği konusunda uyarılarda bulunan BHP’nin, “Çin, Brezilya ve Rusya gibi, dünyada kamu kontrolünde veya kamu finansmanı ile ayakta duran firmalar var. Kamu sponsorluğunda büyüyen sözkonusu doğal kaynak devlerine karşı bir güç oluşturulmalıdır. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz” yönündeki açıklamaları dikkat çekiyor.
Sözkonusu açıklama, BHP ile Rio Tinto’nun birleşme ile neyi amaçladıkları hususunu ve endişelerin haklılığını açıkça ortaya koyuyor. Cevher fiyatlarındaki son gelişmeler, geçmişte düşük tenörlü olduğu için değerlendirilemeyen yerli cevher rezervlerinin değerlendirilmesini mümkün kılacak olumlu yönler de taşıyor. Cevher fiyatlarındaki yükseliş eğiliminin önümüzdeki yıllarda da devam edeceği göz önünde bulundurularak, sektör kuruluşlarımızca, yurtiçinde ve yurtdışında alternatif kaynak arayışına gidilmesi hayati önem taşıyor.
|